|
"İnsanı Doğru Anlamak" adlı ilk makalemden bu yana sizlere, insanı ve İslam'ı anlatmaya çalışıyorum. İnsanın gelişiminin, akıl boyutu olan dördüncü boyuttan, ilahi terbiye boyutu olan beşinci boyuta yükselmesinde olduğu artık iyice anlaşılmış olmalıdır. Hal böyle iken, birçok insan, mutluluklarının sebebini arzu ve isteklerinin gerçekleşmesinde aramaktadır. Halbuki nefsin arzuları sonsuzdur. Bu arzuların durmadan giderilmeye çalışılması, insanı, kendi nefsinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen, doyumsuz bir canavar yapmaktan başka hiç bir işe yaramaz. İnsanın, mutluluğunu, kendi arzularının doyumunda araması, onun, kendini ve Rabbini yeterince tanımamasından ileri gelir. Esenlik ve huzur ise, Yaratan'a tabi olmadadır. İnsanın ebedî mutluluğu ancak İslâm çerçevesi içine girmesiyle, yani kendi Yaratıcı'sını tanıyıp O'nun iradesine bağlanmasıyla gerçekleşir. Allahü tealâ adildir, kimseye zulmetmez, zalimlerin düşmanıdır, bütün yarattıklarına karşı merhamet sahibidir ve insanoğlunun da en büyük dostudur. Kişi, Rabbinin isteklerine uyarsa hep hayır ve iyiliklerle karşılaşır. Kişi, kendi nefsinin süflî heves ve isteklerine uyarsa o zaman da hep sıkıntı ve kötülüklerle karşılaşır. Başı beladan kurtulmaz. Herkes dünyada da ahırette de yaptıklarının karşılıklarını bulur. Saygıdeğer kardeşim, Rabbinden gafil olma. Bu gaflet seni dünyada da, ahırette de helâka götürür. Her an Rabbini hatırlamaya ve her an O’nun isteklerine göre hareket etmeye çalış. Hepsine uyamıyorsan hiç değilse önemli bir kısmına uymaya çalış. Eğer başına bir musibet gelir, sıkıntılarla karşılaşırsan sıkıntılarının sebeplerini başka yerlerde arama, kendi hata ve kusurlarında ara. Eğer çeşitli nimetlerle yüz yüze gelirsen, senin için hayır mı şer mi olduğunu bilmediğin bu nimetler sebebiyle, gurur ve kibire kapılma. Aklın ve dikkatin o nimette değil, onların gerçek sahibi olan Rabbinde olsun. Rabbine şükret ve hakkında hayırlı eylemesini dile. Böyle yaparsan dünyada da ahırette de huzur ve selâmet içinde olursun. Çevrendeki kendini bilmezlerin davranışları seni yanıltmasın. Sebeplere, vesilelere veya zalimlerin güçlerine bakıp da aldanma. Veren de alanda, alçaltan da yükselten de Allahü tealadır. O’nun sevk ve idaresi olmadan bir tüy bile yerinden oynayamaz. Her olayın bir maddi sebebi olduğu gibi, bir de manevi sebebi vardır. O manevi sebepleri, imanın kemale ermeden göremezsin. Sen işlerin önüne değil, sonuna bak. Pek değerli kardeşim, “Allah’ın isteklerine uymaktan hep hayır, kendi nefsinin hevasına uymaktan hep sıkıntı hasıl olur” demiştim. Peki nedir Rabbimizin bizden istedikleri?? Bunlar topu topu 112 kalem şeydir. İman esaslarını bunların dışında tutuyorum. Çünki "iman" işin özüdür. İman olmadan ne ilahi terbiye, ne de ilahi rahmet ve ihsan asla gerçekleşmez. Onun için önce imanını düzeltmeye çalış. # İman Esasları İman esaslarıyla ilgili Rabbimizin buyrukları şunlardır:
Değerli kardeşim, Bunlar imanın şartlarıdır. Bunlara inanmadan iman edilmiş olunmaz. İman esaslarını akıl ölcüleriyle ölçüp biçmeye kalkma. Akıl ancak madde aleminin değerlerini tartabilen bir terazidir. O mânâ aleminin değerlerini tartacak güçte yaratılmamıştır. Onları, ulu Yaratan kitaplarında nasıl bildirdiyse öyle kabul etmek zorundasın. Dinin esası akıl değil, nakildir. Nakli bırakıp aklına uyan, gerçekte aklına değil nefsinin arzularına uyuyor, kendi nefsine göre din yaratıyor demektir. İlahi iradenin hükümlerinin, İman esasları dışındaki diğerlerini de aşağıya yazıyorum. Unutma, bunlar evrensel bir mutluluğun altın kurallarıdır. Bunlara kim ya da kimler uyarsa o veya onlar kurtulur. Uymayanlar da sıkıntılarını dünya ve ahirette muhakkak yaşar. Sakın ola ki yaptığım yanıma kâr kalır sanma. İlahi adalet kimsenin yaptığını yanına kâr olarak bırakmaz. Bu kurallara hergün bir göz at. Her gün uyabildiklerinin sayısını artırmaya çalış. Uyamadıkların için ise Rabbinden özür dile ve bir daha yapmamaya çalışanlardan ol. Özellikle büyük günahlardan uzak durmaya çalış. Bunları işlemek insanın helâkıdır. Şimdiye kadar işlediğin günahlar için de tevbe et. Rabbin sonsuz rahmet ve merhamet sahibidir. # İbadet Esasları Rabbimizin ibadet esaslarıyla ilgili buyrukları şöyledir:
Bunlara İslamın şartları demişlerdir. Şart olsa idi terk edenin dinden çıkması gerekirdi. Halbuki insan imanını kaybetmeden dinden çıkmaz. Bunlar dinin direkleridir. Bunları terk eden dinini yıkmış olur. Onun için hiç birisini hafife alma, değerli kardeşim. # Büyük Günahlar Aşağıdaki işler, her biri büyük günah olan, Rabbimizce haram kılınmış, yapılması yasaklanmış işlerdir. Bunlardan uzak durulmalıdır. İşlenirse hemen tevbe ve istiğfar edilmeli, varsa kefareti verilmeli ve bir daha kesinlikle yapılmamalıdır.
Yukarıdakiler, değişik kaynaklarda büyük günahların en ağırları olarak bildirilmiştir. Şimdi bütün bunları, insanlara, normal basit olaylarmış gibi sunuyorlar. İman sahibi gençlerimiz bu oyunlara gelmemeli, büyük günahlardan uzak durmalıdırlar. # Yasaklar Yapılması yasaklanan diğer işler* de şöyledir:
Yukarıdakilerin bir çoğu da ayet-i kerime ile yasaklanmış büyük günahlardandır. Allahü teala'nın gadabı günahlar içinde gizlidir. Bunların hepsinden uzak durmaya çalışmalıdır. Allah'tan korkarak günahlardan uzak durmaya "takva" denir. Allah katında kişilerin de, toplulukların da değeri "takva" iledir. Başka bir ifade ile manevî büyüklüklerin ölçeği, takvadır. "Allah indinde en kıymetliniz, O'ndan en çok korkanınızdır." (Hucurat, 13) Onun için, değerli kardeşim, hiçbir günahı hafife almayıp onların hepsinden uzak durmaya çalış. # Buyruklar Güzel ahlâkı tesis etmek üzere vazedilen buyruklardan bazıları* ise şunlardır:
(İbadet ve yasaklarla ilgili bazı kısımlar diğer yerlerde verildiğinden burada verilmemiştir.) Değerli kardeşim, bu altın kurallara uyarsan dünya ve ahırette iyilerden, mutlu ve huzurlu olanlardan olursun. Unutma, tercih senin elindedir. Bunların bir çoğunun "ayıptır"dan başka müeyyidesi yoktur. Artık son zamanlarda o da ortadan kalktı. Yani, anlayacağın, herşey senin vicdanına kalmıştır. Tercihini doğru yapmaya çalış. "İnsanlar ne derler" diye düşünme. Asıl korkulacak ve utanılacak olan Allahü tealadır. Unutma, yanlış tercihin sonu hüsrandır. Dünya sıkıntıları gelir geçer. Ya ahiret sıkıntıları... Ahıret cezaları dünya cezalarına hiç benzemez. Saygıdeğer kardeşim, Allahü tealanın yukarıda yazdığım isteklerine uyabilmek, ancak O’nu sevmekle, yani Rabbini nefsine tercih etmekle mümkün olur. İman ve Allah sevgisi, kalbde olan bir şeydir. Elle tutulmaz, gözle görülmez. Ancak kalbdeki her şeyin dışa, yani görünür aleme yansıyan bir belirtisi olduğu gibi Allah sevgisinin de görünür aleme yansıyan bir belirtisi vardır. O da, O'nun elçisine tabi olmak, O’na uymaktır. Allahü Tealâ, Al-i İmran suresinin 31. ayet-i kerimesinde, “De ki, eğer Allahü Teâlâ’yı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” buyuruyor. Nisa suresi 80. ayet-i kerimesinde de “Kim Resul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” denilmektedir. Demek ki Allah’ı sevmek, ancak O’nun sevgili elçisine tabi olmakla mümkündür. Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Allah (c.c.), bizleri, her iki alemde de aziz ve mutlu olanlardan eylesin, sonları hüsranda olanlardan eylemesin. Allah'a emanet olunuz. Dr. İsmail Ulukuş
------------------------
|
||