016  İLAHİ DÜZENDE İŞLEVE GÖRE NİTELİK VE YETENEK


Değerli Kardeşim,

"İlahi düzeni anlamak" başlıklı yazımı hatırlayınız. O yazımda düzenler, gelişigüzel bir unsurlar yığını olmayıp aksine amaçları, unsurları, iletişimi, işleyiş kuralları, enerji kaynakları, destek hizmetleri, bakım ve onarım hizmetleri, korunması önceden belirlenmiş organizasyonlardır, demiştim ve hiçbir düzenin bir düzenleyici olmadan kendiliğinden oluşamayacağını belirtmiştim. Düzenler genellikle tek elden kurulduğu için, her düzende bir birlik ve bütünlük vardır. İlahi düzen ise, mutlak bir varlık olan Allahü Teala'nın yaratmasıyla ortaya çıkmış, mükemmel ve kusursuz bir düzendir. Yaratıcısının kusursuz olması nedeniyle, ilahi düzendeki birlik ve bütünlük de kusursuzdur. Bu düzendeki hiçbir şey boş ve gereksiz değildir. Aksine bu düzen içindeki her şeyin bir yaratılış sabebi, bir yaratılış gayesi ve hikmeti vardır. Burada her nesne, her olgu ve her süreç, birbirini tamamlayacak şekilde düzenlenmiştir. Geçen yazımda bunlara birkaç örnek vermiştim.

İlahi düzen içinde her şeyin bir yaratılış amacı olduğu gibi, düzen içindeki her unsur da, o amaçları gerçekleştirecek en uygun nitelik ve yeteneklerle donatılmıştır. Konunun daha iyi anlaşılması için, bugün size bununla ilgili birkaç örnek sunmak istiyorum.

Vermek istediğim ilk örnek sudur. Çok basit bir bileşik olmasına rağmen yüzlerce farklı işlevi aynı anda yerine getiren ve her işlevi için o işlevi gerçekleştirecek en uygun nileliklerle donatılmış olan suyu hatırlayınız.


# İki elementten ibaret bir yaratılış harikası

Su, bilinen en basit kimyasal bileşiklerden biri olmasına rağmen gerçekten tam bir yaratılış harikasıdır. Tüm canlıların yaratılmasından dağların dağılıp düz ovalara dönüşmesine kadar hemen her şeyde rolü vardır.

"Allah, bütün canlıları sudan yaratmıştır. ..." (Nur, 45)

Su olmasaydı dünyamız, diğer su bulunmayan gezeğenler gibi, bir kaya kütlesinden başka birşey olmazdı.

Su, tüm organik bileşiklerin girdi çıktısını oluştursun diye çok basit bir kımyasal yapıda yaratılmıştır. Onun içindeki Hidrojen ve Oksijen, havadan sağlanan Azot ve Karbon ile birlikte, tüm organik yapılanmanın temelini oluşturur. Organik bileşikler, molekül zincirlerini oluştururken su verir, bu zincirler kırılırlarken de su alırlar. Bilindiği gibi hemen hemen tüm organik biosentez ve ayrışım olaylarının vazgeçilmez bileşeni sudur.


# Bilinen en geniş kapsamlı çözgen

Su, bir iyon ve molekül havuzu oluştursun diye yüzlerce madde için bir çözücü olarak yaratılmıştır. Hem canlı âlem, hem cansız âlem için dünyada bilinen en önemli ve en geniş kapsamlı çözücüdür su. Canlı bünyelerinde vitaminler, mineraller, enzimler, amino asitleri, şekerler bu havuzda çözülerek reaksiyonlara hazır hale gelirler.

Su, aynı zamanda metal iyonları, enzimler, hormonlar, asimilatlar, çeşitli atom ve molekül grupları gibi binlerce basit ve bileşik maddeyi taşısın diye akıcı bir özellikte yaratılmıştır.

Bu çözme ve akıcılık özellikleri sayesinde su, bizlerin en önemli temizlenme vasıtamız olmuştur.

Gene su, bu akıcı ve çözücü özelliği sayesinde yeryüzünün şekillenmesine çok önemli bir rol oynamaktadır. O koskoca sert kaya parçaları, su ile, mekanik ve kimyasal olarak parçalanarak çakıl taşları, iri ve ince kum taneleri ve yumuşak kil minerallerine dönüşmekte, bunlar da organik artıklarla birlikte, tarımın temel yetiştirme ortamı olan toprağın yapısında ana unsurları teşkil etmektedir. Su olmasa idi uygun bir toprak oluşumu hemen hemen imkansız hale gelirdi.

Su aynı zamanda, organik ve inorganik âlem için çok önemli bir ısı depolama, taşıma ve ayarlama vasıtasıdır. Bunun için çok uygun bir ısınma ısısına sahiptir. Gündüzleri okyanuslardaki trilyonlarca metreküp su tarafından sorumlanan güneş enerjisi, geceleri düzenli bir şekilde salınarak yeryüzünde aşırı sıcaklık farklarının ortaya çıkması önlenmekte, bu da bizlere rahat bir yaşama ortamı sağlamaktadır. Eğer suyun böyle bir niteliği olmamış olsa idi, dünyanın değişik yerlerinde yüzlerce dereceyi bulan gece ve gündüz sıcaklık farklılıkları ortaya çıkar ve dünyamız yaşanmaz hale gelirdi.

Su, bazı cisimlerin batmasına, bazı cisimlerin de içinde veya üzerinde yüzmesine olanak sağlıyacak çok uygun bir özgül ağırlığa sahiptir. Bu sayede su, birçok canlının kendi içinde barınmasına olanak veren bir barınak, birçok canlı için de bir ulaşım yolu olarak fonksiyon icra etmektedir.

Su, ırmaklarda ve denizlerde onbinlerce su bitkisi ve küçücük su yosunları fotosentezlerini yapabilsin diye saydam olarak yaratılmıştır, çok uygun bir ışık geçirgenliğine sahiptir. Bu sayede onları hem besler, hem korur, hem de ışığı geçirerek fotosentez yapmalarına asla engel olmaz.


# Milyarlarca ton kapasiteli bir taşıma sistemi

En ilgi çekici şeylerden biri suyun donma ve buharlaşma sıcaklıklarıdır. Birçok bileşiğin donma ve buharlaşma sıcaklıkları sabit olduğu halde, su, sıvı iken her sıcaklıkta buharlaşabilmekte, bu da denizlerden buharlaşma ile bulutların oluşmasına ve rüzgârlarla sürüklenen bu bulutlar vasıtasıyla tüm kara parçalarındaki canlı türlerinin su ihtiyacının karşılanmasına olanak vermektedir. İşin büyüklüğünü kavrayabilmek için, karada yaşayan tüm canlılar için gerekli suyu denizlerden alıp arıtmak ve tankerlerle taşımak zorunda kaldığımızı hayal ediniiz lutfen. Buna güç yetirebilir miydik acaba?

"Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir." (Furkan, 49)

Benzer şekilde içinde çözünmüş maddelerin bulunması suyun donma sıcaklığını düşürmekte bu da bir çok canlının donarak ölmesini önlemektedir.

Bilindiği gibi sıvılar ısıtıldıkları zaman hacimleri artar ve yoğunlukları azalır. Soğudukları zaman da bunun tersi olur. Fakat su için tamamen farklı bir durum vardır. Su, 0 dereceden +4 dereceye kadar yoğunluğu artmakta sonra tekrar azalmaya başlamaktadır. Bu da göller ve denizlerde sıcaklık çok düştüğünde, +4 derecedeki suyun dibe çökmesine ve daha hafif olan buz tabakalarının ise üste çıkmasına sebep olmakta, bu da buralardaki onbinlerce canlı türünün yok olmasını önlemektedir.

Değerli kardeşim, bütün bunlar, bilhassa son olgu, materyalist bir bakış açısı ile nasıl açıklanabilir? Burada gayet açık bir ilahi hikmet olduğu görülmüyor mu?

Sizlere, ilahi düzende, bir yaratılış harikası olan suyun, yapacağı her fonksiyona karşılık nasıl en uygun niteliklerle donatıldığına dair bazı örnekler sunmaya çalıştım.

Şimdi de içinde yaşadığımız toplumsal düzenden bazı örnekler sunmak istiyorum.

Her gün gözümüzün önünde cereyan eden olaylara dikkatle baktığımızda, insan topluluğundaki bireylerin, toplum içindeki yapacakları işlere göre farklı niteliklerle donatıldığını görürüz.


# Harekî işlere, dışa dönük hareketli tipler

İnsan toplumundaki işlerin en önemli bölümünü, kuşkusuz, ihtiyaçlar sebebiyle, temeli mal ve hizmet üretimi olan, ekonomik faaliyetler oluşturmaktadır. Mal ve hizmet üretiminin de büyük kısmı beden gücü sarfedilerek yapılacak harekî işlerden oluşur. O sebeple toplumdaki fertlerin önemli bir bölümü, bu harekî işleri yapacak niteliklerle donatılmıştır. (Dışa dönük harekî tipler)

Harekî işleri yapacak olan bu insanlar, kaza ve beklenmedik olumsuzluklara karşı uyanık olmak durumunda olduklarından, dikkatleri sürekli dışa dönük yaratılmıştır. İşleri bol enerji gerektirdiğinden, enerji oluşturan fizyolojik mekanizmaları ona göre düzenlenmiştir. Birçoğunun yağlı, acılı, ekşili şeyleri sevmesi, böyle bir fizyolojik yapının vitamin-mineral ihtiyacını karşılamak için olup tesadüfi değildir. Gene işleri ileri bir muhakeme gücü gerektirmediğinden, bunlara, pratik zeka diye adlandırdığımız yalnız yakın çevrelerini düşünüp değerlendirecek kadar dar bir muhakeme ufku sağlanmış, buna karşılık karşılaştıkları sorunlara hemen pratik çözümler üretecek çeşitli yeteneklerle donatılmışlardır.


# Zihni işlere, içe dönük akli tipler

Mal ve hizmet üretimi kuşkusuz yalnız bedenî faaliyetlerden ibaret değildir. Bu üretim faaliyetlerinin öncesinde, daima, yapılacak üretimle ilgili bir araştırma, eğitim, öğretim, tasarım ve planlama süreci vardır. Harekî işlerden daha az sayıda insana ihtiyaç gösteren bu araştırma ve planlama sürecinde çalışacak olanlar da zihnî faaliyetleri yürütecek niteliklerle donatılmışlardır. (İçe dönük aklî tipler)

İşleri araştırma, tasarım ve planlama olan bu insanlara, işleri yüksek bir muhakeme gücü gerektirdiğinden, teorik zeka olarak adlandırdığımız ileri düzeyde bir düşünme yeteneği verilmiştir. Ayrıca beyin ve sinir fizyolojileri de ona göre düzenlenmiştir. İşleri sürekli akla dayandığından dikkatleri sürekli kendi düşünce âlemlerindedir. Böyle bir zihnî yoğunlaşma olmasaydı farklı fikirler ortaya koyup birçok yeni buluşu gerçekleştirebilirler miydi? Bu tür zihnî faaliyetlerle meşgul insanların, beynin enerji kaynağı olarak yalnız glukozu kullanabilmesi sebebiyle, bol karbonhidrata ihtiyaç duymaları da tesadüfi değildir.


# Yönetim işlerine, organizatör tipler

Toplum içinde her iki kesimde de, yönetme yeteneği olan, işleri ve çalışanları çekip çevirecek, çok daha az sayıda insana ihtiyaç vardır ki toplum içindeki organisazyonu sağlayacak bu insanlar da bu işleri yapacak niteliklerle donatılmışlardır. (Organizatör tipler)

Kuşkusuz, yönetim işi, en zor ve stresli işlerden biridir. Olayları kuşbakışı görebilmeyi, ileride olup bitecekleri tasarlayabilmeyi, insanların ihtiyaçlarını kestirip onların psikolojilerine uygun hareket edebilmeyi gerektirdiği gibi, ayrıca durmadan oradan oraya koşturarak işleri takip ve tanzime olanak verecek ve aksamalara anında çözümler üretmeye yetecek bir zihnî ve bedenî enerji gücünü de gerektiren karmaşık bir iştir. Onun için bu işleri yapacak insanlar da, genellikle, hem harekî, hem de aklî ışleri aynı başarı ile yapacak şekilde, zengin bir bedenî ve zihnî yetenekler kümesiyle donatılmışlardır.


# Dinlenme, eğlenme ve sanatsal faaliyetlere, duygusal tipler

İnsanın işleri, kuşkusuz, yalnız üretim ve ekonomik faaliyetlerden ibaret değildir. Üretim yanında onun dinlenmeye, eğlenmeye, manevî ve duygusal faaliyetlere de ihtiyacı vardır. İşte bu sebeple insanların bir kısmı da insanların bu duygusal ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde, hassas bir ruh yapısı, yaratıcı ve çok zengin bir hayal gücü, olayları farklı bakış açısı ile değerlendirebilecek bir gözlem, dikkat ve algı kabiliyeti gibi çeşitli yeteneklerle donatılmıştır. (Sanatkâr duygusal tipler)

Değerli kardeşim,

Bilindiği gibi, son zamanlarda, insanların davranışlarındaki bu farklılıkların beyinlerinin farklı loplarını kullanmalarıyla ilgili olduğunu gösteren bilimsel bulgular elde edilmiştir. Ama burada kuşkusuz olayın mekanizmasının ne ve nasıl olduğu pek de önemli değildir. Önemli olan insanların toplumların ihtiyaçlarına uygun oranda, farklı yapılandırmalar ve yeteneklerle donatılmış olmalarıdır.

İnsanlar, çeşitli seçme sınavları bazı gibi yapay yönlendirmelerle farklı mesleklere yönlendirilmiş olsalar bile, Yaratan, koyduğu "haz ve elem" mekanizması ile insanları fıtratlarına uygun işlere yönlendirmekte, herkes yaratılışlarına uygun olduğu için zevk aldığı işlere yönelerek, sonunda, herkes olması gereken yeri almaktadır. Tıpkı kadın ve erkek nüfusunun birbirine eşit olacak şekilde ayarlanması, ve herhangi bir sebeple birisi azalacak olursa, azalan tarafı artıracak mekanizmalar faaliyete geçerek yeniden eşitliğin sağlanması gibi.


# Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur

Pek Değerli Kardeşim,

Gerçekte, bu düzen içinde kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Herkes kendi fonksiyonunu icra etmektedir. Tıpkı hepsi bir arada çalışacak şekilde tasarlanıp programlanmış bir otomobilin çeşitli parçaları gibi.

Onun için olaylara "düzen"i ve "düzenleyici"yi kavrayamayan bir bakış açısından bakarsak yanılırız.

İlahi düzen içinde Düzen Kurucu (Allah c.c.), hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Hiçbir şey, yanlış ve hatalı değildir. Hata yapmak, aciz insana mahsus bir niteliktir. Allahü Teala, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzehtir. Hata yapmaz. O, her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Düzenin düzgün çalışması için gerekli maddî ve manevî şartlar ve kurallar da, her seviyede insanın anlayabileceği bir şekilde, Kur'an-ı Kerim gibi mükemmel bir yönergede açıkça belirtilmiştir. Hem de yüzlerce örnek verilerek.

Onun için bütün iyilikler, hayırlar ve güzellikler bu cihazın (düzenin) talimatına uygun kullanılmasındadır. Bu talimata riayet etmez, cihazı kendi keyfimize (nefsimize) göre kullanırsak ne olur? Bir cihaz kullanma talimatına dikkat edilmeden kullanıldığında neler olursa, onlar olur. Sıkıntılarına katlanmak da kullanana düşer.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Bu yazıyı tavsiye edin.
Sayfayı basmak için tıklayın