021  ULU ALLAH'IN SÜBUTÎ SIFATLARI


Değerli Okuyucularım,

Allahü Tealâ'nın, kendi Ulu Zatından başka diğer hiçbir varlıkta bulunmayan ve yalnız kendi zatına mahsus olan Zatî Sıfatları yanında bir de "Sübutî Sıfatlar"ı vardır. Zatî sıfatlarından farklı olarak bu sıfatlarından, bu meziyetler hakkında bir fikir edinmeleri ve kendi hayatî ihtiyaçlarını karşılamaları için, kısmen, insana ve yarattığı diğer bazı canlılara da ihsan etmiştir. Ancak bu sıfatların yaratılmış varlıklarda bulunan niteliklere benzemesi, yalnız anlam ve işlev yönüyledir. Yoksa yaratılmış varlıklarda bulunan sıfatlar, mahiyetleri itibariyle asla Allahü Tealâ Hazretleri'nin zatındaki sıfatlar ile karşılaştırılamazlar. Allahü Tealâ, mutlak bir varlıktır. O'nun her sıfatı da, kendi varlığı gibi mutlak, tüm mükevvenatı kapsayıcı, ezelî ve ebedîdir. Halbuki yarattığı varlıklara verdiği bütün özellik, nitelik ve yetenekler, yalnız onların kendi biyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak bir oranda, sınırlı, sonlu ve geçicidir.

Bu Sübutî Sıfatlar şunlardır:

  1. Hayat (diri olması)
  2. İlim (bilgi sahibi olması)
  3. İrade (istediğini yapabilmesi)
  4. Kudret (güç ve kuvvet sahibi olması)
  5. Sem (işitmesi)
  6. Basar (görmesi)
  7. Kelâm (konuşması)
  8. Tekvin (yaratması, var etmesi)

Şimdi bunları biraz daha ayrıntılarıyla sizlere açıklamaya çalışacağım.

Yaratan'ın zatî sıfatları kuşkusuz yalnız O'na mahsustur. Yarattığı başka hiçbir yaratıkta bulunmaz. Sübutî sıfatlarından ise kısmen diğer yarattıklarına da ihsan etmiştir. Yani Yaratan görür, işitir; insan ve diğer yaratıklar da görür ve işitirler. Ama nasıl ki yapay bir kameranın görmesi ile insanın görmesi aynı değilse; yaratıkların görüp işitmeleri ile Yaratan'ın görüp işitmesi de aynı değildir. Yaratan, mutlak bir varlıktır, O'nun sıfatları da mutlaktır; her şeyi kapsayıcı, sınırsız, ezelî ve ebedîdir. Halbuki yaratıklar, varlıkları Allahü Tealâ'nın varlığına bağlı, O'nun sayesinde ayakta kalan izafi varlıklardır. O sebeple onların sıfatları da Yaratan'ın sıfatlarının aynısı olmayıp O'nun ihsan buyurduğu oranda onların bir temsilidir; izafî, kısmî, sınırlı, geçicidir.

Yaratılmış şeylerin kendi varoluşları, nasıl ki mutlak gerçek olan Allahü Tealâ'nın lûtuf ve ihsanı oranında ise, onların bu sıfatları da aynı şekilde Allahü Tealâ'nın lûtuf ve ihsanı orandadır.

• Allah (c.c), diridir (hayat).

Allah (c.c), diridir. Fakat bu dirilik, yaratılmış şeylerin diriliği gibi değildir. Yaratılmış şeylerin diriliği, Allah'ın onların ihtiyaçlarını gidermesine ve onlara gerekli enerjiyi vermesine bağlıdır. Meselâ, beslenemezlerse, oksijen sağlayamazlarsa veya su ihtiyaçlarını karşılayamazlarsa, hayatiyetleri son bulur. Etkin bir faaliyette bulunduklarında yorulurlar, dinlenme ihtiyacı duyarlar. Uyurlar, uyuklarlar. Halbuki Allah'ın diriliği, kendindendir. Ezelî ve ebedîdir. Sınırsızdır. Bu dirilikte eksilme, azalma, sonlanma olmaz.

"Ölümsüz, daima diri olan Allah'a güvenip dayan." (Furkan, 58)

"Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. ..." (Bakara, 255)

• Allah (c.c.), ilim sahibidir (ilim).

Allah (c.c.), ilim sahibidir. Allah'ın ilmi, sonsuzdur. Ezelî ve ebedîdir. Tüm madde ve mânâ alemlerini kapsar. Allah (c.c.), geçmişte olanları bildiği gibi gelecekte olacakları da bilir. Görünenleri bildiği gibi, görünmeyen gizli şeyleri de bilir. O'na göre gizli ve kapalı olan hiçbir şey yoktur. Gizli açık her şeyi O yaratmıştır. Nasıl ki karmaşık bir makineyi yapan bir kişi, o makinenin tüm bilgisine sahip ise, Allahü Tealâ da yarattıklarının tüm bilgisine vâkıftır.

"Yaratan hiç bilmez mi?" (Mülk, 14)

"Allah, her şeyi bilir." (Hucurat, 16)

"Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir." (Bekara, 255)

O, bizim vücudumuzda cereyan eden her olayı ve süreci bildiği gibi, zihinlerimizden geçen düşüncelerimizi, kalblermizdeki niyetlerimizi de bilir.

"Yaratan, sinelerde olanları da bilir. Yaratan hiç bilmez mi?" (Mülk, 13-14)

Onun için kalblerimize iyi sahip olmalı, hiçbir an edepden uzak olmamalıyız.

Biz, ancak, beş duyumuz ile algılayabildiğimiz şeyleri bilebiliriz. Bizim gibi yaratıkların bilgileri, sınırlıdır. Beş duyumuz dışında kalan şeyleri de büyüteç, mikroskop, teleskop, digital makineler gibi araç ve gereçlerle öğrenmeye çalışırız. Kalblerden geçenleri bilemediğimiz gibi, zaman ve mekan bakımından bulunduğumuz durumdan çok uzak bir noktada olanları da bilemeyiz. Fakat Allah (c.c.), her şeyi bilir.

İnsanın bilgisi, Allah'ın bildirdiği kadardır; Allah'ın izin verdiği ile sınırlıdır.

"Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar." (Bakara, 255)

Durum böyle iken, bazı kişilerin sahip olduklarına, yani Allah'ın kendilerine lûtfettiğine güvenerek Allah'a kafa tutmaları ne haddini bilmezliktir!

• Allah (c.c.) istediğini yapar (irade).

Allah (c.c.) istediğini yapar. O'nun istediği olur, istemediği olmaz. Yaptıklarından hiç kimseye karşı sorumlu değildir. Hiçbir kimse, hiçbir şey için O'nu zorlayamaz. Bir şeyi yapmak için düşünmeye, planlamaya, projelendirmeye ihtiyacı yoktur. Düşünme, akıl, muhakeme gibi şeyler, Allahü Tealâ'nın insana mahsus olarak yarattığı yeteneklerdir. Yani insanla birlikte sonradan yaratılmış şeylerdir. Allahü Tealâ'nın herhangi bir şeyi yapmak veya yaratmak için bunlara ihtiyacı yoktur. O'nun dilemesi yeter.

"Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, ..." (Şura, 49)

"O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır." (Enbiya, 23)

"Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona 'Ol' dememizdir ve hemen olur." (Nahl, 40)

Allah'ın iradesi, mutlak, her şeyi kapsayan, külli bir iradedir. Evrende trilyonlarca şeyi aynı anda istemekte, yapmakta, yaratmaktadır. Bunlar O'na zor gelmemektedir.

Yaratıkların iradesi ise, izafi, sınırlı, cüz'i bir iradedir. İzafidir, çünkü Allahü tealanın külli iradesine bağlıdır. O istemezse hiçbir şeyi yapamazlar. Sınırlı ve cüzidir, ancak belli bir zamanda belli bir şeyi yapabilirler.

• Allah'ın gücü her şeye yeter (kudret).

Allah'ın gücü her şeye yeter. O, istediği her şeyi yapmak için sonsuz güç sahibidir. Evrende meydana gelen her şey, O'nun sağladığı enerji, güç ve kuvvet ile olmaktadır. O'nun gücünün yetişemeyeceği hiçbir şey yoktur.

"Şüphesiz Allah her şeye kadirdir." (Nur, 45)

Allah'ın gücü, mutlak bir güçtür. Ezelî ve ebedîdir. Sınırsızdır. Kendindendir. Başka hiçbir kaynağa bağlı değildir. Herşeye gücü, kuvveti ve enerjiyi O verdiği halde, O'nun gücünde en küçük bir eksilme olmaz.

Yaratıkların gücü, izafidir. Allahü Tealâ onlara güc ve kuvvet vermez ise kanatlarını çırpamazlar, parmaklarını oynatamazlar. Diğer yandan, yaratıkların gücü belli sebeplere bağlanmıştır. Bu sebepler gerçekleşmezse, meselâ insanlar beslenemezlerse, güçleri yok olur gider. O, yarattığı her şeye, yaratılış amaç ve fıtratına uygun olarak, kendi ihtiyacını karşılayacak kadar bir güc ve kuvvet vermiştir. Meselâ bir karınca kendi ağırlığının 16 katı yük taşıyabilir. Bir pire, kendi boyunun 40 katı uzaklığa sıçrayabilir. Halbuki bir insan, kendi ağırlığı kadar bir yükü bile taşımakta çok zorlanır.

• Allah (c.c.) işitir (sem).

Allahü Tealâ işitir. Ama işitmek için herhangi bir organa, araca ihtiyacı yoktur. İster yüksek sesle, ister fısıltı halinde söylensin fark etmez, hepsini işitir. Hatta kalben söylense gene işitir.

"Sen sözü istersen açığa vur (istersen vurma), şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir." (Taha, 7)

İşitmesi, tüm alemlerdeki en küçük sesleri bile kapsayacak şekildedir. Aynı anda milyarlarca kişi dua etse, hepsini işitir. İşitmesi, sınırsız, ezelî ve ebedîdir.

Yaratıkların işitmeleri, sınırlı, geçici, Allah'ın izin verdiği kadardır. Onlara ilahi düzen içindeki fonsiyonlarına göre, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir işitme yeteneği verilmiştir. İşitmeleri için kulak gibi organlara, belli frekansta ses dalgalarına ihtiyaç duyarlar. Çoğu zaman dikkatleri belli bir seste iken diğer sesi algılayamazlar. Onun için aynı anda iki-üç kişi konuşsa hiçbirisini doğru dürüst anlayamazlar.

• Allah (c.c.), görür (basar).

Allah (c.c.), görür. Onun görmesi, işitmesi gibi, tüm alemleri kapsayacak şekildedir. Sınırsız, ezelî ve ebedîdir. Görmesi için ışığa, herhangi bir organa, araca ihtiyacı yoktur. Gizli açık her şeyi görür. Evrende meydana gelen hiçbir şey, O'nun görüş alanı dışında değildir. Bir şeyi görüyor olması, başka şeyi görmesine engel olmaz.

"... Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir." (Mümin, 20)

Yaratıkların görmesi, izafidir, sınırlıdır, geçicidir. Görmeleri için, ışığa ihtiyaçları vardır. Işığın da ancak belli dalga boylarında görebilirler. Görmeleri için göze; gözlük, mikroskop gibi belli araç ve gereçlere ihtiyaç duyarlar. Küçük bir göz kusurunda bile göremez duruma gelirler.

• Allah (c.c.), konuşur (kelam).

Allah (c.c.), konuşur. Ancak O'nun konuşması, ses ve harflerle değildir. Konuşmasının mahiyeti bilinmez. Fakat kelam sıfatı ile bazı peygamberlerle konuşmuş, resullerine kitaplar indirmiştir. Bu sıfatıyla buyruklar vermiş, bazı şeyleri yasaklamış, bazı şeylerden haberler vermiştir.

"Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. ..." (Şura, 51)

"De ki, Rabbimin sözleri için bütün denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez." [Kehf, 109]

Allah (c.c.), konuşma sıfatından kısmen insanlara da ihsan etmiştir. Ancak insanların konuşması, Allahü Tealâ'nın ihsan buyurduğu orandadır. Belli sayıda kelime ve kavramla sınırlıdır. Konuşmaları için ağız, dil, ses tellerine ihtiyaçları vardır. Ses tellerinde küçük bir problem olsa, ya da bir sinir felcine uğrasalar, meramlarını ifade edemez duruma gelirler.

• Allah (c.c.) yaratıcıdır (tekvin).

Allah (c.c.) yaratıcıdır. Evrendeki herşey O'nun tarafından yaratılmış, O'nun tarafından tertip ve tanzim edilmiştir.

"Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir." (Zümer, 62)

Bir şeyi yaratmak demek, onu yoktan var etmek demektir. Bu da yalnız Allah'a mahsus bir sıfattır.

Allah (c.c.), yoktan bir şeyi yaratmak anlamında değilse bile, yaratılmış nesneleri değiştirmek, onları yeniden biçimlendirmek, düzenlemek, tertip ve tanzim etmek anlamında bu sıfatından kısmen insana da ihsan etmiştir. Böylece insan, Rabbinin kendisine ihsan buyurduğu bu nitelik ve yetenekleriyle, Rabbinin izin verdiği oranda, yeryüzünde çeşitli değişiklikler yapmakta, yeryüzünü şekillendirmekte, çeşitli sistemler, düzen ve organizasyonlar oluşturmakta, ve onları çekip çevirmektedir.

Pek Değerli Okuyucularım,

Şimdiye kadar, kısa anekdotlar halinde sizlere Allahü Tealâ'yı anlatmaya çalıştım. Ateşin yakması yazı ile tarif edilemediği ve ancak yaşanarak anlaşılabildiği gibi, Allahü Tealâ'nın işlerine ve Subuti Sıfatlarına tanık olunmadan da, O, tam olarak bilinip anlaşılamaz. Onun için Rabbimize samimi bir imanla teslim ve tabi olarak çevremizde olup bitenlere O'nun nuru ile ve ibretle bakalım. Böyle yaparsak, O'nun bu sübutî sıfatlarını, yani gördüğünü, işittiğini, kalblerdekini bildiğini, gücünün her şeye yettiğini bizzat yaşayarak öğreniriz.

Kendimiz ve çevremizdeki insanlar O'ndan gafil yaşıyoruz diye sakın Allahü Tealâ'yı da bizlerden gafil ve habersiz sanmayalım. Yaratan her an, yarattığı her şeyden haberdardır.

"Habersiz oyalanmaktasınız." (Necm, 61)

"Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir." (İbrahim, 42)

"Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz." (Mü'minun, 17)

"Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir." (En'am, 132)

"Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir." (Hud, 123; Neml, 93)

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu yazıyı tavsiye edin.
Sayfayı basmak için tıklayın