015  Mutlak anlamda tek gerçek vardır


Değerli okuyucularım,

Mutlak anlamda tek bir gerçek vardır. O da bizatihi Allahu Tealâ'nın kendisidir.

"Madde alemi" ve "Ruhlar alemi", yaratılmış gerçekliklerdir. Onların var olmaları ve ayakta kalabilmeleri, Allah (c.c.)'ın iradesi ile olmaktadır. Çünkü onlar, varlıklarını, düzenlerini, enerjilerini, işleyiş programlarını Allahu Tealâ'dan almaktadırlar. Allahu Tealâ istemez ise bir kuş kanadını çırpamaz, bir bebek annesini ememez, bir yaprak fotosentez yapamaz. Çünkü onları yaratan, o işleri yapması için programlayan Allahu Tealâ olduğu gibi, o işleri yapabilmeleri için gerekli enerjiyi sağlayan ve yaptıkları işleri yaratan da gene Allahu Tealâ'dır.

"Madde alemi" ve "Ruhlar alemi" yaratılmış gerçekler olduğu için fânidirler. Yani bir başlangıçları, bir varlık dönemleri, bir sonları vardır. Varlıkları sonsuz değildir. Varlıklarının sonsuz olması, Allahu Tealâ'nın onları sonsuz olarak ayakta tutması ile mümkündür.

Materyalist felsefe, Allahu Tealâ'nın varlığını kabul etmediği için, "Madde alemi"ni, hâşâ, O'nun yerine koymaya çalışıyor. "Madde aleminin kendiliğinden var olduğunu, başlangıcının ve sonunun olmadığını" savunuyor. Ancak onların bu tezi, çağdaş bilimin bulguları tarafindan çürütülmüştür. Gerçekte Materyalist felsefenin, bir felsefî öğreti olarak açıklayamadığı birçok şey vardır.

Değerli okuyucularım, mutlak gerçek olan Allahü Tealâ'nın dışındaki tüm yaratılmış alemlerin varlıkları hayal mertebesindedir. İnsanın içinde bulunduğu düzenden elde ettiği bilgi, bir "duyum" bilgisidir. İnsan, içinde bulunduğu düzeni ancak duyumlarıyla algılayabildiği kadar bilir. Algılama;  göz, kulak gibi duyu organlarımızdan gelen duyumların (bir anlamda hayallerin) zihin tarafindan anlamlandırılması olayıdır. İnsan duyumlarından elde ettiği bu algılarla varlıkları tanır, onları var veya yok bilir. Bir örnek vereyim. Bir asker karanlıkta, hiçbir şey göremez. Ama termal kamera ile baktığı zaman düşman askerlerini görmeye başlar. Burada olan nedir? Birinci durumda algı olmadığı için düşman yoktur. İkinci durumda düşman algılanabildiği için vardır. Demek ki, biz ancak, algılayabildiklerimizi var kabul ediyoruz.

Aynı şekilde herhangi bir nesneye var dememiz de, onun, renk, şekil, ağırlık, ses, koku gibi özelliklerini algılayabilmemiz sebebiyledir. Algılayabildiğimiz her nitelik, bir bilgidir. Eğer bu özelliklerinden hiçbirini algılayamaz isek, o nesne gerçekte var olduğu halde, biz onu yok sanırız.

Görülüyor ki insan gerçekte maddenin aslına değil, ondan gelen duyumlara maruz ve muhatabtır. Bu duyumlar, zihnimizde önceki bilgilerle anlamlandırılarak çeşitli nitelikleri olan eşya tasavvurları halinde tecessüm ederler. Dolayısıyla çevremizdeki var kabul ettiğimiz alem, gerçekte, çeşitli sinir ve beyin işlevleriyle, gelen duyumlardan zihnimizde oluşan hayalî bir dünyadır. Bunun rüyalardan farkı, mantalitesi olması ve süreklilik arzetmesidir.

O sebeple Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz,

"İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar" [İmam-ı Rabbani] buyurdu.

Evet, insan ancak öldükten sonra mutlak gerçeğe muttali olur.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş