053  Peygamberleri birbirinden ayırt etmemelidir


Değerli okuyucularım,

Adem aleyhisselamdan bu yana gelen Peygamber Efendilerimizin hepsi de tek yaratıcı olan Allahü Tealâ'yı tanıtmak, insanları kötü davranışlardan uzak tutmak, O'nun, ilahî düzenle uyumlu doğru yaşama kurallarını dünyaya egemen kılmak için görevlendirilmiş seçkin kişilerdir. Onları ilahlaştırmamalıdır. Hepsi de bizim gibi birer insandır. Ancak, geçen yazımda da söz ettiğim gibi, onlar olağanüstü kâmil özelliklere sahip rahmet kaynaklarıdır. İnsanlık, dinli olsun dinsiz olsun, sahip olduğu bütün güzel ahlâkı, bütün insanî değerleri onlardan öğrendi. Onların hiçbirini diğerinden ayırt etmemelidir. Çünkü ayet-i kerimede:

"Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. 'Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır' dediler." [Bakara, 285] buyruldu.

Bununla birlikte Yüce Rabbimiz peygamberlerinin kimini kimine üstün kılmıştır. Ayet-i kerimelerde:

"Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık." [İsrâ, 55]

"İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır." [Bakara, 253] buyruldu.

Özellikle, Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, insanlığın gelişimine bağlı olarak en mükemmel ahkâmı getirmekle şereflendi. İnsanlığın ulaşabileceği en yüce erdemi kendisinde topladı. Onun için ona uyan, Adem (a.s.)'dan bu yana insanlığa din olarak tebliğ edilmiş bulunan İslam'ın en mükemmel biçimine uymuş olur. Kısaca ona uyan kurtulur. Kur'an-ı kerimde Allahü zül-Celâl:

"Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik." [Enbiya, 107]

"Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler." [Sebe, 28]

"Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin." [Kalem, 3-4]

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salât ve selâm getirin." [Ahzab, 56] buyurdu.

O sebeple Rasulullah (s.a.v.) Efendimize her zaman çok salâvat okumalıdır.

Fakat her şeyden daha önemlisi de günlük hayatımızda her zaman ona tabi olmalıdır. Birçokları ona tabi olmayı, yalnızca onun gibi sakal bırakmak, onun gibi giyinmek, onun gibi sarık sarmaktan ibaret sanıyorlar. Halbuki bu davranışlar, Rasulullah Efendimizin içinde bulunduğu toplumsal ortamın gereği olup yaşanılan zamana ve coğrafyaya göre değişebilen gelenek tarzı davranışlarıdır. Fakat asıl ona tabi olmak demek, onun bizlere bildirdiği yalan söylememek, sözünde durmak, borcuna sadık olmak, sabretmek, zina etmemek, emanete hıyanet etmemek, namaz kılmak, ana-babaya ihsanda bulunmak, ilim öğrenmek, doğru tartmak, zekat vermek, helâlinden yiyip içmek, hısım ve akrabayı ziyareti terk etmemek, kumar oynamamak, rüşvet yememek, kibirlenmemek, insanları çekiştirmemek, oruç tutmak, dilini haram ve fuhuş sözden korumak, kalb kırmamak, fakir ve yoksulları koruyup gözetmek gibi insanı insan yapan ilahî ahkâma uymak demektir ki bunlar tüm zamanların iyilikleridir. Ona tabi olan ilahî ihsanlara mazhar olur. Ademlikten (insanî değerlerdeki yokluktan) kurtularak insan olmak haysiyet ve şerefine kavuşur. Ayet-i kerimelerde:

"Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız." [Araf, 158]

"Rasule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur." [Nisa, 80]

"De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın." [Âl-i İmran, 31] buyruldu.

Son ayet-i kerimeden açıkça anlaşılmaktadır ki, Allahü Tealâ'yı sevmek ve O'nun yüce sevgisine mazhar olmak, ancak O'nun sevgili elçisine uymakla mümkündür. Ama onun yalnız "Sünnet-i Zevait" adını verdiğimiz zatî sünnetlerine değil, aynı zamanda, onun yukarıda sözünü ettiğimiz "Sünnet-i Hüda" adı verilen ilahî sünnetlerine de tam uyarak ... Yoksa, rasulullah gibi giyinmiş, fakat ilahî terbiye ve olgunluktan yoksun rezil kepaze insanlar olur çıkarız.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş