060  Görmezlikten gelmek, gerçeği değiştirmez


Değerli okuyucularım,

Ululuk, kudret, ilim ve hikmet sahibi olan Yaratan'ı yaratılmışlardan ayıran en önemli niteliklerden birisi, kuşkusuz, O'nun Kıdem ve Beka sıfatlarıdır. Bakî olan yalnız Allah (c.c.)'tır. Yaratılmış olan her şey, fanidir. En kalıcı sanılan şeyler bile, zaman içinde çeşitli etkilerle aşınır, erir, yok olur gider. Yıldızlar söner, dağlar tepeciklere dönüşür, koca koca kayalardan yapılmış binalar harabelere döner, arabalar hurdalıklarda yerini alır. Materyalist felsefenin evreni ebedî sanmasının hiçbir bilimsel ve mantikî gerekçesi yoktur. Bu, tamamen dayanaksız bir varsayımdır. Aksine bütün bulgular, evrenin ve evrendeki her şeyin fani olduğunu göstermektedir. Her şeyin başı, ortası, sonu vardır. Her şeyin nasıl ve ne gibi etkilerle ortaya çıkacağını, nasıl ayakta kalacağını, nasıl ve ne gibi etkilerle son bulacağını belirleyen Allahü Tealâ'dır. O, sebeplerin sebebidir.

Bu çevrimin en açık ve belirgin şekilde gözlendiği nesneler ise, canlılardır. Her canlı doğar, yaşar ve ölür. Bunun şimdiye kadar tespit edilmiş hiçbir istisnası yoktur. Herkes buna tanıktır. Öyle olduğu halde, insanoğlu doğum ve hayat gerçeğini sevinçle karşıladığı halde, ölüm gerçeğini bir türlü kabullenmek istemez. Hep görmezlikten gelir. Her zaman dikkatimi çekmiştir: Aile meclislerinde ne zaman söz ölüme gelse, insanlar, "kalblerimiz karardı" diyerek konuşmaların yönünü değiştirmeye çalışırlar. Hiç kimse ölümden konuşulmasını istemez.

Değerli okuyucularım, kuşkusuz, görmezlikten gelmek, hiçbir gerçeği değiştirmez. Ayet-i kerimede:

“Kendisinden kaçtığınız ölüme mutlaka yakalanacaksınız” [Cuma, 8] buyruldu.

Ölüm, her canlı için mukadder bir sondur. İnsan için de ahıret hayatının başlangıcıdır. Ondan söz etmemeye çalışmak, onu görmezlikten gelmek bu kesin olguyu hiç değiştirmediği gibi insanı gaflete sürüklemekten başka da hiçbir işe yaramaz. Aksine ölümü çok hatırlamalı, kendisine yaşadığı hayatın hesabının sorulacağı hesap gününe hazırlıklı olunmalıdır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Şu kişiye şaşılır ki, o dünyaya talip, ölüm de ona taliptir.” [Ebu Nuaym]

"Lezzetleri yok eden, ağız tadını bozan, ümitleri kıran ölümü çok anın!" [İ. Hibban]

"Ölümü anmak, günahlardan korur ve dünyadan alıkoyar." [İbni Ebiddünya]

"Hergün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehitlerin derecesine yükselir." [İ.Gazali]

"Ölümü çok hatırlayın, ölümü çok hatırlayanın kalbi ihya olur, ölümü de kolaylaşır." [Deylemi]

“Ölümü anmak, sadaka vermek gibi sevaptır.” [Deylemi]

“Demir paslandığı gibi, kalbler de günahla paslanır. Kalblerin cilası ölümü çok hatırlamak ve Kur’an-ı kerim okumaktır” [Beyheki] buyurdu.

Değerli okuyucularım, kalbin dünyaya bağlılığı, sudaki oksijen ve hidrojenin birbirlerine bağlılıklarına benzer. Bu bağlılık o kadar kuvvetlidir ki, insan, bu dünya sevgisinin kendisini ne büyük felaketlere sürüklediğinin farkında bile olmaz. Bunu ancak nefsini tanımaya başladıktan sonra farketmeye başlar. Onun için nefsini tanımak, Rabbini tanımanın başlangıcıdır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz:

"Nefsini tanıyan Rabbini tanır" [İmam-ı Münavi, Deylemi] buyurdu.

Nefsini bilmenin başlangıcı ise, Allah için kalbdeki dünya arzularına gem vurmaya başlandığı andır. Yani imanın başlangıcı. Onun için birçok insan farkında olmasa da "iman", hayat iksiri gibidir. İman, kişinin kalbindeki dünya sevgisini söker atar. Onun yerine, herşeyini kendisine muhtaç olduğu Rabbinin sevgisini yerleştirir. Bu ışık kalbde parlamaya başlamadan önce, kişi, hiçbir şeyden ibret almaz. Söz dinlemez. Öğüt, etki etmez. Kendi heva ve arzularını ilâh edinmiş insanlara, ne hasta ziyaretinin, ne de cenaze arkasından gitmenin bir faydası olmaz. Bir yakını ölmüş olsa ve cenazesine katılsa, cenaze defnedilirken bile o arsa alışverişi konuşur. Dünya ile kalb arasındaki bu kuvvetli bağları koparmak, öyle kolay birşey değildir. Zaten kalbinden bu bağları söküp attığı zaman, insan, kâmil bir imanın da sahibi olur.

Ancak Allah (c.c.), kalbinde zerre kadar iman olanın yardımcısıdır. Böylece insan, Rabbini zikretmek, ölümü çok hatırlamak ve Kur'an okumakla, kalbindeki bu sevgiyi hızla büyütür. Bu da, kalbde, O'ndan başka her şeyin (yani masivanın, dünya bağlılıklarının, nefsî arzuların) değersizleşmesini, zamanla da yok olup gitmesini sağlar.

Allah (c.c.) bizleri, ölümden ibret alanlardan eylesin.

Dr. İsmail Ulukuş