089  Kurtuluşun anahtarı


Değerli okuyucularım,

Hiç kuşku yok ki varlık nimetinden sonra insana bahş edilen en büyük iki nimet, "akıl" ve "iman"dır. İnsan, zerre kadar bir akıl ile insan sınıfı içine girer ve diğer insanlar arasında bir yere sahip olur. Zerre kadar bir iman ile de, edep ve olgunluk makamına yükselmeye başlar ve Rabbi katında bir yere sahip olur. O zerre kadar akıl, insanı hayvanlardan ayıran bütün değer ve hasletlerin başlangıcıdır. Zerre kadar iman da, insana Rabbinden gelecek ve onu ham insandan ayıracak, bütün davranış güzelliklerinin, bütün olgunlukların başlangıcıdır. Özetle, akıl insan olmanın, iman da edebin başlangıç noktasıdır.

Onun için Rabbimiz, o zerre kadar imana çok önem vermiştir. Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin ifadesiyle:

"Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra da bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın diyecektir." [Buhari, Müslim]

Değerli okuyucularım, o zerre kadar iman, bütün hayırların, insanın dünya hayatındaki kurtuluşunun ana sebebi olduğu gibi, ahıret hayatında da ebedî bir kurtuluşun ana sebebidir. Onun için doğru ve kâmil bir imana sahip olmaya çalışmalı, imanımızı iyi korumalı ve ona zarar verecek her şeyden uzak durmalıdır.

Hiç kuşku yok ki, bir insanın imanına zarar veren en önemli şey, kalbin, nefsin heveslerine bağlanarak Rabbini unutmasıdır. Daha açık bir anlatımla, kişinin, Allah'ın yasakladığı işlere, haram ve mekruhlara dalmasıdır. Kalbde imanın yeşerip gelişmesine sebep olan şey ise Allahü zül Celal'i çok hatırlamaktır. Kur'an-ı kerim okuma, ibadetler, taatler, dualar, tefekkür,.. hepsi bunun birer vasıtasıdır. Rasulullah Efendimiz:

"Herşeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allahü Tealâ'yı anmaktır." [Beyheki]

"Kur'an ve zikir, tıpkı suyun otu büyütmesi gibi, kalbde imanı büyütür." [Ramuz el-Ehadis]

buyurdu.

Sahabe-i kiram efendilerimiz, imanlarını taptaze tutabilmek için her namazdan sonra zikir meclisleri oluştururlar ve Allah'ı zikrederlerdi.

Abdullah ibni Abbas (r.a.)'ın anlattığına göre:

"Allah Elçisinin zamanında, farz namazlar bittikten sonra yüksek sesle zikir yapılırdı!" (Buhari)

Diğer yandan Hz. Ali, Ashab-ı Kiram hakkında:

"Sabah olup Allah’ı zikrettiklerinde de, rüzgârlı günde sallanan ağaç dalları gibi sallanırlardı! Gözleri yaşarır ve elbiselerini ıslatacak kadar ağlarlardı!" (İbn Kesir, Ebu Nuaym) diyor.

Ne yazık ki birçok şeyi olduğu gibi bu çok önemli sünneti de terk ettik. Onların yerine dinle ilgisi olmayan birçok bid'atler ortaya çıkardık. Şimdi de küresel güçler, bizlere, 7 gün 24 saat kendi ilahları olan "para"yı zikrettiriyorlar. Aklımız, fikrimiz hep onda... Bütün medya sabahtan akşama kadar durmadan kalblerimize mal, para ve eğlence sevgisi enjekte ediyor. Nefislerimizin isteklerinden başka bir şey düşünemez hale geldik. Adeta Allahü Tealâ'nın:

"Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir?" (Casiye, 23)

diye hitap ettiği kullar durumuna düştük.

Bu durumdan kurtulmanın yolu, kuşkusuz, Allahü Tealâ'yı anmanın en önemli aracı olan namazı dosdoğru kılmak ve onu asla terk etmemektir. Alemlerim Rabbi, ayet-i kerimelerde:

"Beni anmak için namaz kıl” [Taha, 14]

"Namaz kıl, .. Allah'ı anmak en büyük şeydir!”[Ankebut, 45]

"Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın." [Nisa, 103] buyurdu.

Namaz, Allah'ı anmanın, o da imanın en önemli belirtisidir. Hadisi şeriflerde:

"Namaz, iman demektir. Namazı, vaktine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir.” [İbni Neccar]

"Küfrü imandan ayıran şey, namazı terk etmektir.” [Tirmizi] buyruldu.

Görülüyor ki namaz ile, "Allah'ı hatırlama" ve "iman" arasında kesin bir bağlantı vardır. O sebeple tembellik edip namaz kılmıyorsak hemen başlayalım. Namazlarımızı kılıyorsak, onları, uyanık bir kalb ile, en iyi, en doğru biçimde yerine getirmeye çalışalım.

Değerli okuyucularım, Kur'an yorumcuları, Fatiha suresinin 3. ayetini yorumlarken, Allahü Tealâ'nın dünyada kâfir mümin ayırmadan rahman sıfatıyla herkese rahmet ettiğini, ahırette ise rahim sıfatıyla yalnız müminlere rahmet edeceğini bildiriyorlar.

Dünyada hazır elimizde imkân varken, ahıretimiz için yapmamız gereken her şeyi yapmaya çalışalım. Unutmayalım ki insanın ölümüyle birlikte kayıt defterleri kapanır. Ve artık o zaman herşey bitmiş olur.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş