093  İman, söz ve iş


Değerli okuyucularım,

Son yazımla birlikte, imanla ilgili konuları tamamlamış ve bizlere ebedî bir mutluluğun kapılarını açacak doğru ve kâmil bir imanın gereklerini ayrıntılarıyla anlatmış bulunuyorum. Ancak "iman" ile ilgili olarak hâlâ bilinmesi gereken bazı önemli noktalar vardır ki bu yazımda da bunlara değineceğim.

İnanıp inanmamak insanın kalbinde (vicdanında) olan bir şeydir. Yani, iman kalbî bir olgudur. Ayet-i kerimelerde:

"Siz iman etmediniz ama, İslâm olduk, deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi." [Hucurat, 14]

"İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir" [Mücadele, 22]

buyrulması imanın kalbî bir olgu olduğunu göstermektedir. O sebeple imanın esası, amentüde bildirilen iman şartlarını kalb ile kabul ve onaylamaktır.

Ancak İslam bilginleri, toplumsal bir hayat yaşayan bizlerin, günlük yaşantımızdaki olaylarda, alışverişte, evlenmede, boşanmada, borç alıp vermede, komşuluk ilişkilerinde, hatta ölümümüzde bir Müslüman olarak muamele görebilmemiz için imanın dil ile de insanlara duyurulmasını şart olarak görmüşler ve "İman kalb ile tasdik, dil ile ikrardır" buyurmuşlardır. Bu elbette doğrudur. İman kalbî bir olgu olduğuna göre eğer bu kalbimizdeki imanı sözle açıklamaz isek insanlar nereden bilecekler bizim inanan birisi olduğumuzu? O anda ölüverirsek insanlar cenaze namazımızı kılıp kılmayacaklarında bile tereddüte düşmezler mi?

Ehl-i sünnet itikadına göre, ameller imandan bir parça değildir. İmam-i azam Ebu Hanife hazretleri:

"Amel, imandan parça değildir. Günah işleyene kâfir denmez. İman herkese gerekirken, her amel herkese gerekmez. Mesela nisaba ulaşmayan fakir zekat vermez. Fakat bu fakire iman gereklidir." buyurdu.

Esasen ayet-i kerimelerde de iman ve salih amel birbirinden ayrı tutulmuş ve:

"İnanıp yararlı işler yapanlara kesintisiz ecir vardır." [İnşikak, 25]

"Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır." [Tin, 6]

buyrulmuştur.

Diğer yandan aşağıdaki hadis-i şerif, büyük günah işlemekle bile kişinin imanını kaybetmiş olmayacağını açık bir şekilde göstermektedir:

"Cebrail aleyhisselam, Allah’a şirk koşmadan ölen her Müslüman Cennete girer, dedi. Zina ve hırsızlık eden de Cennete girer mi, dedim. Evet, dedi. Aynı suali üç defa sordum. Üçüncüsünde ise: Evet, zina ve hırsızlık eden mümin de Cennete girer, dedi." [Buhari, Müslim, Bezzar]

Değerli okuyucularım, günah işlemekte veya ibadetlerini yapmamakla insan imanını yitirip dinden çıkmaz. Ancak yapılan her iyi ve kötü iş, kişinin imanını etkiler. İmanın nuru, Allah sevgisidir. Kişi ibadet ve taat yaptıkça, bu sevgi artar. İnsan kendini Rabbine daha yakın hisseder. Aksine günah işlediği zaman da bu sevgi azalır. İnsan hiç farkında olmadan Rabbinden uzaklaşır. Hatta günah işlemeye devam ederse, bir zaman gelir ki kalbdeki bu iman nuru söner gider. Kişi küfür bataklığına saplanır. Onun için Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, salih ameli, imanla bir tutmuş ve:

"İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir" (İhya)

buyurmuştur.

Diğer bazı hadis-i şerifler de bu mealdedir. Nitekim kendilerini ziyarete gelen bir grup insana yalnız Allah'a iman etmelerini emrettikten sonra:

"Bilirmisiniz yalnız Allah'a iman etmek ne demektir?" "Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun Rasulü olduğuna tanıklık; Namazı kılmak, Zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak, ganîmetin humsunu vermektir." [Buhari] buyurmuştur.

Bazı hadislerde:

"Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur." [Taberani]

"Merhametli olmayanın imanı olmaz." [Taberani]

"İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar." [Taberani] buyrulmuştur.

Hele namaz tamamen imanla özdeşleştirilmiş ve:

"Her şeyin bir özü vardır İmanın özü de namazdır." [Beyheki]

"Küfrü imandan ayıran şey, namazı terk etmektir." [Tirmizi]

"Namazı kasten terk eden kimse kâfir olur." [Taberani]

"Namaz iman demektir. Namazı, vaktine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir."[İbni Neccar] buyrulmuştur.

Ancak, değerli okuyucularım, aşağıdaki iki hadis-i şerif, yasak ve buyruklara uymanın, doğrudan imanla değil, imandaki ihlasla (samimiyet ve sadakatla) ilgili olduğunu olduğunu göstermektedir.

"Lailahe illallah diyene, işlediği günahlardan dolayı kâfir demeyiniz! Buna kâfir diyenin kendisi kâfir olur." [Buhari]

"İhlasla Lailahe illallah diyen Cennete girer. İhlasla söylemek, söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır." [Taberani]

Sonuç olarak, kalbimizdeki imanın söz ile de insanlara duyurulması gerekir. Ameller, imandan bir parça değillerdir. Ama iyi veya kötü işler, imanın nuru olan Allah sevgisini artırıp azaltmak suretiyle imanımız üzerine büyük etki ederler. Allah'ın yasaklarından uzak durup buyruklarını yerine getirmek, imanımızdaki samimiyet ve sadakatımızın önemli bir göstergesidir. O sebeple dinimizi bütün esaslarıyla yaşamaya çalışmalıyız.

Allah'a emanet olunuz.

Dr. İsmail Ulukuş