003  Beyinlerimiz Küresel Derin Devletin kontrolünde


Değerli okuyucularım,

Geçen yazımda sizlere sanayi devrimi ile oluşan yeni düzenin ve bunu destekleyen dünya bankacılık sisteminin doğuşunu anlatmıştım. Tabii böyle bir sistem tamamen karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan ve artık ilâhı para olan bir düzen idi. Düzen zamanla cihanşumül bir hal almış ve dünya mal varlığının neredeyse üçte ikisini elinde bulunduran musevi çekirdekli Dünya Derin Devleti tarafından tek elden yönetilir duruma gelmiştir.

Kuşkusuz böyle bir düzenin sürdürülebilir olması için mutlaka siyasi erkin, hukuk sisteminin ve bunlardan daha önemlisi de insanların fikir ve eğilimlerinin kontrol edilmesi gerekiyordu. Çünkü sistem, daha çok para ve mal sahibi olmaya dayanıyor, bu da ister istemez birçok haksızlıklara sebep oluyordu. Haksızlığa uğrayan kesimlerle, haksızlığı yapan kesimler arasındaki sürtüşmeler, çoğu kere tarafların seslerini duyurmak için kurdukları gazeteleri, dergileri, yani medyayı hızla büyütüyor, bu da yeni bir güç kaynağının doğmasına sebep oluyordu. Küresel Güç, dünyayı çekip çevirmede medyanın ve haber ağlarının önemini kavramakta gecikmedi. Dünyanın her yerindeki yayın organları birer birer Küresel Derin Devletin kontrolüne girdi. Artık sistemin unsurları birbirini tamamlamış ve sistem saat gibi çalışır hale gelmişti.

Sistemin en büyük düşmanı, otoriter rejimler idi. Bunlarda gücün tek elde toplanması işi bozuyordu. Onun için önce onlar yıkılıp yerlerine çok partili demokratik sistemler yerleştirilmeye çalışıldı. Çünkü bu sistemlerde medya yoluyla destek verilerek istenilen parti ve gruplar yönetime getirilebiliyor, oluşturulan sivil toplum örgütleriyle istenilen eylemler gerçekleştirilebiliyor, halktan gelen ve hiçbir yönetim deneyimi olmayan idarecilere gizli servisler ve mason biraderlik sistemi tarafından konu danışmanları sağlanarak istenilen idarî, siyasî ve hukukî sonuçlar elde edilebiliyordu.

Bilim ve teknolojinin gelişerek televizyonun ve internetin icadı, işin tuzu, biberi oldu. Artık bunlar aracılığıyle evlerin en ücra köşelerine kadar ulaşılıyordu. Artık rahat koltuklarında tv izleyen insanlara istenilen bilgiler veriliyor, istenilen şeyler es geçiliyor, istenilen şeyler iyi, istenilen şeyler kötü ve zararlı olarak gösterilebiliyordu. Birbirine düşman taraflar oluşturulup nefret ve düşmanlık duyguları körüklenerek insanlar gerçeklerden uzak tutulabiliyor, halk tamamen farklı gündemlerle meşgul edilerek perde arkasında büyük maddî kaynakların ana kanala akması sağlanabiliyordu.

Sistem tam bir bütünlük içinde çalışıyordu. Meselâ bir siyasi hareket oluşturulacaksa, önce gazete makaleleri, tartışma programları, televizyon dizi ve oyunlarıyla fikrî zemin hazırlanıyor, o olguya karşı çıkacak çatlak sesler, çirkin suçlamalarla daha yargılanmadan halkın gözünde mahkum ediliyor; sonra da sivil toplum örgütleriyle istenilen fiilî eylemler gerçekleştiriliyordu. Bunlardan da sonuç alınamazsa çeşitli malî oyunlarla ekonomik krizler yaratılarak hükümetler zorlanıyor, ya da BM, NATO gibi örgütler devreye sokuluyordu. Ekonomik yönlendirmeler ise eşsizdi. Meselâ yandaş bir ilaç firması aşırı üretim yaptı ve elinde grip aşısı kaldı ise, bütün medya insanlara bir grip salgını korkusu salıyor, ülke hükümetlerinin milyonlarca dolarlık aşı almaları sağlanarak aşı kısa bir süre içinde bitiriliyordu. Bir gün anneler günü, bir başka gün sevgililer günü, bir başka gün yeni moda kreasyonları dile getirilerek bizlerin sürekli sisteme hizmet etmemiz sağlanıyordu.

Değerli okuyucularım, şimdi şunu ister kabul edelim ister etmeyelim, nefislerimiz ve beyinlerimiz artık Küresel Derin Devletin kontrolündedir. Bizleri istedikleri biçimde yönlendiriyorlar. Sanki bu sistemin sadık robotları haline geldik. İşin en şaşılacak yanı da, her şeyi bize kendi rızamızla yaptırıyorlar. En çok da, nefislerinin heva ve arzularına daha meyyal olan kadınlarımızı ve çocuklarımızı kullanıyorlar.

Değerli okuyucularım, bu sistemin nefislerimizi kullanarak bizleri sadık köleleri haline getirmesine izin vermeyelim. Unutmayalım ki, nefisler ancak Allahü Tealâ'ya tabi olmakla ıslah olur. Ancak Rabbine tabi olan, maddenin ve bu sistemin kölesi olmaktan kurtulur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz:

"İbadet edilen, tapınılan en sevimsiz ilâh, kişinin hevasıdır." [Taberani]

"Hak tealâ buyurdu ki: Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır." [M.Rabbani]

"En üstün cihad, nefsle yapılandır." [İbni Neccar]

"Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de dinini aşağılamış olur." [Ebu Nuaym] buyurdu.

Dinimizi aziz eyleyelim. Nefislerimizi aziz eylemek çabası içinde olduğumuz müddetçe bu sistemin aciz köleleri ve sadık robotları olmaktan kurtulmamız mümkün değildir.

Allah'a emanet olunuz.