005  "Sırat-ı müstakim"den saptıran gücü tanımak


Değerli okuyucularım,

Hiç kuşku yok ki, insanın kurtuluşu, batıldan uzak durup mutlak gerçek olan Allahü Tealâ'ya ve O'nun yeryüzündeki fiilî sıfatlarının tezahürleri olan bilime ve dine, yani hakka (gerçeklere) tabi olmasındadır. Bilim ve din, Allahü Tealâ'nın biri maddî (görünür), diğeri manevî (maddenin gerisindeki görünmez) âlemdeki ayetlerini temsil eder. Bunlar Yaratan tarafından birbirlerini tamamlayacak biçimde tertip ve tanzim edilmiştir. Bunlardan birisi insanı yeryüzü ve evrenin gerçekliklerine, diğeri onunla uyumlu doğru ve insanî bir yaşama biçimine götürür. İnsan, bu gerçekliklerin yaratıcısı, düzenleyicisi, yöneticisi ve ayakta tutucusu olan Allahü Tealâ'ya inanarak bilim ve dinin bizlere sunduğu bu bilgilere göre yaşarsa, "sırat-ı müstakîm" denilen doğru yol üzerinde bulunmuş, dolayısıyle bu belirimlerin yaratıcısı olan Allahü Tealâ'ya teslim ve tabi olmuş olur. Bu teslimiyete İslam denir. İslam, insanın, sonuçları daima hayır ve iyilik olan, evrensel ve tüm zamanların doğru yaşama biçimidir.

Ancak, geçen yazımda da belirttiğim gibi, insanın bilimin verilerine tabi olması hiçbir kayda tabi olmadığı halde, dinin verilerine tabi olması, din bir dogma ve değer yargıları sistemi olduğundan, ancak "iman" ile mümkün olmaktadır. İmansız olan bir kişi için bu veriler, hiçbir anlam ifade etmemektedir. İşte o sebeple, var olan kültürel değerleri yok edip dünyayı kendi arzularına göre yeniden biçimlendirmeye çalışan Küresel Derin Devletin ilk hedefi, insanlarımızın imanı olmaktadır. Halbuki Allahü Tealâ, kur'an-ı kerimde onları uyarmıştır:

"Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." [Araf, 56]

"Onlara 'yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde; 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler" [Bakara, 11]

"İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar." [Bakara, 12]

Değerli okuyucularım, insanın beşinci boyuta ulaşıp olgun bir varlık haline gelmesi, dinin getirdiği değer yargılarına uymasına bağlıdır. İnsan Allahü Tealâ'ya inanarak O'nun koyduğu bu değer yargılarına uyduğu zaman, her nerede ve hangi şart altında bulunursa bulunsun, medenî ve insanî hayatının zirvesine ulaşır. Kâmil insan olur. Kalb huzuru bulur. Hem geçici dünya, hem de ebedî ahıret hayatını kapsayan ebedî bir mutluluğa erer. Durum böyle olduğu halde Küresel Derin Devlet, oluşturduğu ve tamamen kendi kontrolü altında bulundurduğu, maddeci, paracı, insanlıktan uzak sosyo-ekonomik liberal yapı ile sahip olduğumuz bütün bu değerleri tahrip etmekte ve bütün medenî birikimimizi güneş altında kalmış buz parçası gibi eritmektedir.

Bugün artık, dince yasaklandığı halde, insanları faize teşvik etmeyen bir banka reklamı, başrol oyuncuları gayrı meşru bir hayat yaşamayan bir televizyon dizisi, alkollü içki sofrası ya da uyuşturucu sahnesi görüntüleri olmayan bir film yok gibidir. Birçok kadın gibi benim eşim de bir dizi film hastasıdır. Zaman zaman ona arkadaşlık etmek için radyo oyunlarına kulak verir, televizyon dizilerini izlerim. Hemen her filmde ya kocasına ihanet eden kadın ya da karısını aldatan koca teması işlenir. Sanırsınız ki çevrenizdeki bütün insanlar gayrı meşru bir hayat sürüp zina yapıyorlar. Artık iş ve ticaret hayatımızda yalan dolan, kandırma, borcunu borç saymama, verdiği sözde durmama, insanlarımızın olağan davranışları haline gelmiştir. Sürekli insanlarımıza ye, iç, gez, eğlen, gününü gün et anlayışı telkin edilmeye çalışılmaktadır. İmanın ve medenî bir yaşayışın temeli haya ve edep olduğu halde, sürekli edep ve hayadan yoksun insanların edepsiz yaşama biçimleri gündeme getirilerek insanlarımız durmadan edepsizliğe itilmektedir. Bırakın insanı, hayvanlara bile yakışmayan livata, lezbiyenlik, eşcinsellik gibi şeyler, bazı ülkelerde yasal hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Rabbimiz Kur'an-ı kerimde bütün bu olgulara karşı bizleri uyarmıştır:

"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın." [Şuara, 151-152]

Değerli okuyucularım, bugün birçok insan, bu olup bitenleri tabii bir gelişme imiş gibi algılıyorlar. Yanılıyorlar. Bu, bütün dünyayı kapsayan ve tek elden sevk ve idare edilen, uzun vadeli, çok yönlü bir toplum mühendisliği hareketidir. Bu, bütün ülkeleri ve tüm insanlığı ilgilendiren bir harekettir. Bu hareket yalnızca kültürel bir hareket değildir. Bu hareket tüm insanlığı köleleştirmeye yönelik siyasi bir harekettir. Bu hareketin mahiyetini bilmeden ne ülkemizde, ne de dünyada olup bitenleri doğru şekilde anlamak mümkün değildir. Onun için herkesin bu hareketin mahiyetini bilmek ve kendine düşeni yapmak gibi bir sorumluluğu vardır.

Allah'a emanet olunuz.