015  Amaç, vaat edilmiş toprakları ele geçirmek


Değerli okuyucularım,

Bir süredir sizlere, mal ve ömürlerimizin bereketinin nasıl yok edildiğini; aziz Milletimizin edebinin planlı bir şekilde nasıl bozulduğunu; kısaca günlük hayatımızdaki birçok sıkıntıların altında yatan ana sebebi anlatmaya çalışıyorum. Öyle zannediyorum ki, bu yazılardan sonra, millî hayatımızda olumsuz yönde ortaya çıkan birçok gelişmenin kendiliğinden beliren tabii gelişmeler olmadığı, tüm dünyayı etkileyen büyük bir toplum mühendisliği hareketinin bizim milli toplumumuza yansıyan tarafı olduğu artık iyice anlaşılmış bulunmaktadır.

Gelişen olaylar, mahiyeti açık bir şekilde bilinmediği için, sizlere, farazî bir adla Küresel Derin Devlet olarak sunduğum bu hareketin sahibi örgütün bir hayal olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Geçen yüzyılın başlarında bir tedbirsizlik sonucu tesadüfen ortaya çıkan eylem planlarındaki hususlar, günümüzde de aynen uygulanmaya devam edilmektir.

Özetle, içeriği ifşa edilmiş bu belgelerinden ve yüzlerce yıldan bu yana yaptıkları uygulamalardan anlaşılan şudur ki amaçları kendi şeriatlerine dayalı yeni bir dünya düzeni kurmaktır. Ancak kurmayı hedef- ledikleri bu yeni dünya düzeninin kendi inançlarında olanlardan başkasına hak tanımayan müstebit bir dünya devleti olacağı anlaşılmaktadır. Bu gayeye ulaşmak için her şeyi meşru görmekte ve birçoğu insanları büyük sıkıntılara sokan, akla hayale gelmedik yöntemler kullanmaktadırlar. Her şeyi aşama aşama gerçekleştirmekte ve yöntem değiştirseler de planlarından asla ve asla vazgeçmemektedirler.

Toplumsal gücün temel kaynağı "altın" ve "para" olduğundan, yüzyıllardan bu yana bu kaynakları ele geçirmeye çalışmışlar ve bunu başarmışlardır. Bugün artık dünya sermayesinin ve finans kaynaklarının neredeyse tamamı Küresel Derin Devletin kontrolü altındadır. Son zamanlarda "su"yun ve "besin kaynakları"nın insanlığın kontrolünde en az para kadar önemli bir vasıta olduğunu kavramışlar ve dünya su havzalarını, tohum ve tarımsal ürün kaynaklarını kendi tekellerine almaya çalışmaktadırlar.

Değerli okuyucularım, anlaşılan odur ki, hedeflerine ulaşmada en büyük yardımcıları "medya", "masonlar", en üst devlet kademelerine yerleştirdikleri "danışmanlar", "gizli servisler" ve ihtiyaca göre oluşturup destekledikleri "sivil toplum kuruluşları"dır. Son zamanlarda "internet"i de önemli oranda kullanmaya başlamışlardır. Önce medya ile yapacakları işlerin fikrî, psikolojik ve siyasî zeminini hazırlıyorlar, sonra uygulamaya geçiyorlar. Her ülkede gerçekleştirecekleri işlerde, kendilerini hiçbir riske atmadan, yine o ülkenin insanlarını, o ülkenin idarecilerini, o ülkenin kaynaklarını, o ülkenin olanaklarını kullanmaktadırlar. Bunların uzun vadeli planlarından habersiz birçok insan da, çoğu kere, bazen iyi niyetle bazen de küçük çıkarlar karşılığında, bunların oyunlarına alet olmaktadır.

2001 yılı krizini hatırlayın. Önce, Sezer'in Ecevit'e anasaya kitapçığı fırlatması bahane edilerek İMKB ve bankalar vasıtasıyle milyarlarca dolar sıcak para yurt dışına transfer edildi. Böylece bir yandan piyasada "para darlığı" oluşturulurken diğer yandan Ecevit'in vatanseverlik duyguları istismar edilerek "liranın dolar karşısında durmadan değer kazanması" sağlandı. Azıcık ekonomi bilgisi olan herkes bilir ki yerli para değer kazandığı zaman ihracat ve ona dayalı döviz girdisi azalır, ithalat artar. Aynen öyle oldu. İhracat azaldı, ithalat arttı, üretim durma ve fabrikalar kapanma noktasına geldi. Ülke büyük bir ekonomik krize sürüklendi. Sonrasında krizden kurtulmak için Küresel Derin Devlet bankerlerinin kapıları çalındı ve ülke yıllarca bu paraların faizini ödedi.

Milletimizi büyük sıkıntılara sokan bu büyük olgu, gerçekte, vadedilmiş toprakları ele geçirmeye yönelik büyük bir projenin küçük bir parçası idi. Nil'den Fırat'a kadar büyük bir alanı içine alan bu proje kapsamında önce Irak, Suriye ve Mısır'ın halledilmesi, güneydoğu anadolunun Kürdistan alt projesiyle Türkiye'den ayrılarak yutulacak bir lokma haline getirilmesi gerekiyordu. Böylece fiilen vadedilmiş toprakların sınırları ortaya çıkmış olacaktı. Gerisi kolaydı. Önce hiç yoktan bir başörtüsü meselesi çıkarıldı. Ordumuz, birkaç paşa marifetiyle, inanan insanların kızgınlıkla baktıkları bir kurum haline getirildi. Sonra da Kürt meselesinin siyasî amaçlarını kavrayamayıp onu sosyo-kültürel bir olgu olarak gören, milletin teveccühüne mazhar olmuş bir grup insan, dininden imanından asla taviz vermeyen, fakat ekonomik sıkıntılar içinde bunalmış olan milletimizin önüne konuldu. Kürt açılımı söylemleriyle başlayan sonraki gelişmeleri hepiniz biliyorsunuz. Şimdi çözümleye- medikleri tek sorun, herhangi bir kışkırtma halinde, basiret sahibi Kürt kardeşlerimizin belki de %70-80'ninin hâlâ devletin yanında yer alacağı gerçeğidir. Anadilde eğitimle bunu da halledebilirlerse mesele bitmiş olacaktır.

Allah'a emanet olunuz.