020  Suçluyu güçlü hale getirmek


Değerli okuyucularım,

Yazıma Diyarbakır'daki meslek hayatımdan bir öykü ile başlamak istiyorum. Yönetim mevkiinde bulunanlar için, ibret alınması gereken bir olaydır. Hangi yıl olduğunu tam hatırlamıyorum. Ama yoğun çalışmalar içindeydim. Bölgede domateslerde görülen önemli bir hastalığa çözüm bulmaya, halkımızın o konudaki sıkıntılarını hafifletmeye çalışıyordum. Etmenin tanısını yaptım. Hastalığın kontrolunda laboratuvarda başarılı olup uygulamaya verilebilecek olanları, bir de tarla şartlarında görmek istiyorum. Zamandan kazanmak için güney illerimizin oldukça uzun olan sonbaharından yararlanmaya çalışıyordum. Enstitü bahçesinde bir deneme kurdum. Dikimler yapıldı. Gözüm bitkilerin üzerinde... Bazı bitkilerin yapraklarında çok hafif Yabancı Ot ilaçlarının zararlarına benzer değişimler gözledim. Gerçi benim çalışmalarımı aksatacak bir olgu değildi ama, ben, başka hiçbir etkenin işin içinde olmasını istemiyordum. Yabancı Ot Laboratuvarı sorumlusu Abdurrrahman Beyi aramaya başladım. Onunla konuyu istişare edeceğim. Ama Abdurrahman ortada yok...

Abdurrahman Bey ertesi gün çıktı geldi. Burnundan soluyor. Ağzından sitem ve hüzün dolu sözler.. "Kardeşim, bir tren 12 saat rötar yapar mı?"

Annesi ile babası İzmir'den ziyaretine gelmişler. Yaşlı insanlar.. 28 saat yol. 40 yıl öncesinin ulaşım şartlarını düşünün.. Gelirken çektikleri sıkıntıyı giderken çekmesinler diye yataklı vagondan bilet almış. Dönüş hazırlıklarını yapmışlar. Ellerinde bavullar istasyona varmışlar. Kurtalan Ekspresini bekliyorlar. Bekle Allah, bekle.. Tam 12 saat.. Gündüz saat 12.15'de istasyonda olması gereken tren, gece yarısı saat 24'de geliveriyor..

Yanımda, laborantımız Fazlı var. İstasyonda çalışan akrabaları olduğu için, ona bunun nedenini sordum.

"Hiç sorma, ağabey", dedi, "Bunlara tehir yaptıkları süre için fazla mesai veriyorlar. Onlar da ha bire tehir yaptırıyorlar.."

Değerli okuyucularım, iyilik yerine, kötülüğü ödüllerirseniz ortaya çıkacak sonuç elbette böyle olur.

Geçen yazılarımda da belirtmiştim. İnsanın fıtratı kolay değişmez. Bunu değiştiren tek şey "iman"dır. İman, ilahi terbiyeye zemin hazırlayan çok önemli bir vasıtadır. Dinin temelidir. İman ile insan, Rabbinin varlığını kabul ederek kendi rızasıyla onun terbiyesine girdiğinden, bu eğitimin gerektirdiği şiddetli sıkıntıları fazla hissetmeden iyi bir insan haline gelir. İnsanın kötü davranışlarının altında yatan sebep, nefsî arzulardır. Nefis ise çok azgındır. Kolayca yola gelmez. Onun için tarih boyunca nefsine uyan insanlar ancak ceza yoluyla islah edilmişlerdir. Ceza ve ödüllendirme ile hayvanlar bile başarılı şekilde eğitiliyorlar.

Değerli okuyucularım, asıl amaçları toplumları zayıf düşürerek onları diledikleri gibi yönetmek olan Küresel Derin Devletin en önemli taktiklerinden birisi de "suçluları güçlü hale getirecek" düzenlemelerle toplumlarda anarşi oluşturmaktır. Bu konuları tekrar tekrar ayrıntılarıyla dillendirmemin sebebi, Küresel Derin Devletin, gayet ince hesaplara dayanan basit mevzuat değişikliği ve uygulamalarla nasıl toplumları fitnenin pençesine atarak zayıf ve bitkin düşürmeye çalıştıklarının daha iyi anlaşılmasıdır. Belgelerindeki ifadeleri tekrar hatırlayalım:

"Onların müesseselerini, ... mekanizmasını hareket ettiren zembereklerin uçlarını ele geçirdik. Bu zemberekler düzenin sıkı fakat tam hassas yerinde bulunurlar. Biz onların yerine, liberalizmin karışıklığa verdiği ruhsatı yerleştirdik."

Son yıllarda yüzlerce mevzuatta yapılan değişiklikleri hatırlamaya çalışınız. Çoğu, suçluların haklarını garanti altına almaya yönelik düzenlemeler değil midir? Bütün bunlar da insan hakları adına yapılıyor. Yani adam, onbinlerce insanın ölümüne sebep olacak, insanlarla dolu otobüsleri ateşe verecek, ormanları cayır cayır yakacak, evinize girerek malınıza canınıza kastetecek, çalacak, çırpacak, vergi vermeyecek, elektriği kaçak kullanacak, hatta devletine ihanet edecek, ama siz ona birşey yapamayacaksınız. Ev konforunda cezaevleri... Peki hayatında hiç karakol yüzü görmemiş, herkesin hakkını ve hukukunu gözetmeye çalışan, fakat durup dururken evinin önünde araçları yakılan, dürüst insanların suçu ne?... Sakın sözlerimden karakollarda, cezaevlerinde işkenceye taraftar olduğum gibi bir anlam çıkarılmasın. Kimsenin kimseye zulmetmesi elbette helâl değildir. Ama cezanın da bir caydırıcılığı olmalı, öyle değil mi?

Ben devlet adamlarımızı daha basiretli olmaya davet ediyorum. Küresel Derin Devletin akıl hocalarının tavsiyeleriyle çıkardıkları her yasanın sonuçlarının nerelere varacağını iyi hesaplamalıdırlar. Devletin zalimin zulmüne, hele vatanına, milletine, devletine ihanet eden insanların hıyanetlerine kayıtsız kaldığı görüntüsü vermesi, çok tehlikeli bir şeydir. Böyle toplumlarda suçlular pervasızlaşır, hainler çoğalır, zulüm ve anarşi, alır başını gider. Unutmamalı ki:

"Üç büyük günah: Asiler etrafında toplanmak, ana babaya isyan, zalime yardımdır." [Taberani]

Allah'a emanet olunuz.